Bakanlık, gazeteci olmayan 10 sanık örneği verdi

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi “Türkiye’de 76 gazeteci tutuklu” diyor. Bakanlık “Onlar terörist” iddiasında. Hangisi haklı?

Bakanlık, gazeteci olmayan 10 sanık örneği verdi

Adalet Bakanlığı, Türkiye'de 76 gazetecinin cezaevinde olduğu yönündeki Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi'nin 2012 raporu üzerine, raporda adı geçen gazetecileri tek tek araştırdı. Raporda adı geçen Hatice Duman'ın MLKP, Mustafa Gök'ün DHKPC, Kenan Karavil'in KCK davasından yargılandığı anımsatılan araştırmada, Ergenekon sanıkları Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'dan ise bahsedilmedi.

Bakanlık gazeteci olmayan 10 sanık örneği verdi

2011 raporunda 8, 2012 raporunda 76 tutuklu gazeteci olduğunu açıklayan Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi'ne Adalet Bakanlığı cevap verdi. "Gazeteci sayılmayan 1 yılda nasıl eklendi?" diyen Bakanlık 10 ismin dava dosyasını yayınladı. İşte liste:

Hatice Duman: MLKP adına faaliyette bulunmak, ateşli silah bulundurmak, sahtecilik, patlayıcı koymak, banka soygunu, silah yağmalama.

Mustafa Gök:
DHKP-C üyesi olmak, sahtecilik, banka soygunu, bir polis ve bir bekçinin öldürülmesi, bombalama, polisle silahlı çatışma, yaralama ve öldürme eylemleri, helikopter bombalama, silahlı saldırı.

Kenan Karavil:
KCK'nın bölge sorumlusu olarak çalışmak, yasadışı gösteri organize etmek, PKK'ya eleman kazandırma faaliyetinde bulunmak.

Ömer Faruk Çalışkan:
PKK üyesi olmak, dağ kadrosuna eleman için çalışmak.

Abdulcabar Karabeğ:
PKK üyesi olmak, referandum sürecinde vatandaşların oy kullanmalarını engellemek, bildiri dağıtmak.

Erdal Süsem:
TKPML-TİKO PKK terör örgütü üyesi olmak, polise silahla ateş açmak, yaralamak ve haraç almak.

Faysal Tunç:
PKK üyesi olmak, terör örgütünün silahlı dağ kadrosuna elaman kazandırmak için çalışmak, örgüt kararlarını ve talimatlarını internet üzerinden örgüt üyeleri ile paylaşmak ve uygulamaya geçirmek.

Sevcan Atak:
PKK'ya yardım etmek, örgütün silahlı dağ kadrosuna katılmak isteyen birine yardım etmek.

Çağdaş Kaplan- Erol Zavar:
Bir kişinin kaçırılması, gasp edilmesi, sahte kimlik kullanma.

Ferhat Çiftçi:
Molotof kokteyli ve havai fişek bulundurmak, kullanmak.

MUSTAFA BALBAY VE SONER YALÇIN YOK
CPJ raporunda tutuklu gazeteciler arasında Ergenekon davası sanıkları Mustafa Balbay ile Oda Tv davası sanıkları Yalçın Küçük ve Soner Yalçın'ın isimleri de yer almıştı. Bakanlık araştırmasında ise "Benzer nitelikli eylemler nedeniyle devam eden yargı süreçlerinin her türlü etkiden korunması hassasiyetiyle, haklarındaki soruşturma ve kovuşturmaları devam eden diğer isimler bu aşamada değerlendirme dışında tutulmuştur" denilerek, bu isimlere yer verilmedi.

Gazeteci örgütleri ve siyasetçiler ise konuya iki farklı açıdan yaklaştı.

‘Diyelim, 60 değil 5 kişi fark etmez’
Ahmet Abakay (
Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı):
Adalet Bakanı böyle basit şeylere sığınmasın. Bütün dünya AB İlerleme Raporu olsun, CPJ olsun Türkiye'de görülmemiş derecede basına baskı olduğunu vurguluyor. Sağdan soldan çekiştirerek, raporları değersiz hale getiremezsiniz. Diyelim ki 60 değil de 5 gazeteci içeride. Bu Türkiye'de basının üzerindeki baskı için yeterli bir nedendir. Sayıları küçültmek ve değersizleştirmek onları kurtarmaz. Bunun yerine basın üzerindeki baskıları kaldırmaya çalışsınlar. Mustafa Balbay ve diğerlerinin durumlarını dava bitmediği için açıklamıyorlar, dava da özel yetkili mahkemede dava devam ettiği sürece bitmeyecek. Şimdi bu gazetecilere de "Terörist bunlar" diyorlar, bu sadece savcının iddianamesi. Adalet Bakanlığı, açıkladığı isimler için DHKPC, MLKP davasından bahsediyor. Bu dava bile olsa o kişiler gazetelerde yazdıkları yazılar nedeniyle içeride. Çünkü Terörle Mücadele Yasası en mütevazi yazıyı bile terör örgütü propagandası ve terör örgütü üyesi olarak değerlendiriyor.

'Bakanlığın iddialarını Biz de raporla çürüttük'
Ercan İpekçi (
Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı):
Adalet Bakanlığı, TGS'nin benzer raporuna da itiraz edip, bu kişilerin gazetecilik faaliyetlerinden değil silahla yaralamadan, adam öldürmeden cezaevine girdiğini söylemişti. Biz bu iddiaları kanıtlarımızla çürüttük. Bakanlık, iftira ve yalanda bulunuyor. Yalan söylemeye devam ediyor. isimlerini açıkladığı 11 gazeteci için de bunu söylüyorum. Mesela Erdal Süsem. Süsem'in polis silahı gasp edip, adam öldürdüğü iddia ediliyor. Kendisi ilk yakalandığında bu olayla suçlanıyor, fakat sonrasında düzenlenen iddianamede bu iddialar çürüyor. Ölen polisin eşi, öldürenin iri yarı olduğunu söylüyor oysa Süsem, ufak tefek biri. Dosyadaki bu suçlama sonrasında değiştiriliyor. Hatice Duman'ın üzerine atılanlar da iftira. Silahla hiç ilişkisi olmamış, adam öldürdğü iddianamenin hiçbir yerinde yok. Faysal Tunç, propaganda suçundan içeride. Şükrü Sak, dinci kuruluşlardan gelen biriydi. 28 Şubat uygulamalarını eleştirdiği için hakkında dava açıldı ve 28 Şubat'ı yargıladığını iddia eden bu iktidar döneminde, mart ayında cezaevine girdi. Bu kişiler, özel yetkili mahkemelerde, gizli tanıklarla, terör örgütü üyeliğinden yargılandı. Terörle Mücadele Yasası, fikir suçlarını da bu kapsama sokuyor. Onun için ilk başta Terörle Mücadele Yasası'nın ardından, terörist diyen bu dilin değişmesi gerekiyor. Meslektaşlarımızın gazetecilik faaliyetlerinden dolayı çeşitli suçlarla suçlandıklarını biliyoruz. Dolandırıcılık, çocukları cinsel taciz suçlarından dolayı yargılanan gazeteciler de var. Ama bunları takip etmiyoruz.

‘Tut ki gazeteci bu yargılanmaya engel değil’
Mehmet Metiner (AK Parti Adıyaman Milletvekili):
Ben Adalet Bakanımızın verdiği bilgilerin ve yaptığı değerlendirmenin doğru olduğuna inanıyorum. Cebinde gazetecilik kartviziti taşıyan herkesi gazeteci olarak kabul etmemek gerektiğine inanıyorum. Tut ki gazeteci. Onların terör suçlarına karıştıklarında münhasıran bu suçlardan yargılanmaları önünde engel teşkil etmez. Yani söz gelimi bombalama eylemine katılmışlarsa, bu tür eylemsellik içine girmişlerse, bu onların gazetecilik faaliyetlerinden ötürü yargılandıkları anlamına gelmez. Sonuçta terör örgütlerinin çıkardığı yayın organları var. Bunların elemanlarına verdikleri kartvizitler var. Bunlar eylemlere katılıyorlar. Katıldıkları eylemlerden ötürü yakalanıp, tutuklandıklarında uluslararası örgütler bunları gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklandıklarını raporlarına koyuyorlarsa bence yanlış bilgilendirmeden kaynaklanıyor. Sadece gazetecilik faaliyetinden ötürü Türkiye'de kimsenin hapiste olduğuna inanmıyorum. Çünkü Türkiye'de her düşünceyi demokratik biçimde savunmak mümkündür. Yani en aykırı düşünceyi bile rahatlıkla savunabilirsiniz. Ama terör eylemselliklerine katılırsanız o zaman yargılanırsınız.Ben sadece ve yalnızca gazetecilik yaptıkları veya düşüncelerini savundukları için kimsenin cezaevinde olduğuna inanmıyorum.

‘İki sayıya da mesafeli yaklaşmalı’
Oktay Ekşi (CHP Milletvekili. Basın Konseyi eski Başkanı:
Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun, 2011 yılının aralık ayında Ankara'da yaptığı toplantıya platformun dönem başkanı olarak katılmıştım. O toplantıda, eskiden hapisteki gazeteciler için rapor hazırlamış biri olarak, özellikle rica ettim, "İçeridekilerin bazıları maalesef gazeteci kimliğine sahiptir fakat tutuklanmaları gazetecilikten dolayı değildir. İlgili olanlarla olmayanları ayırıp, gazetecilik nedeniyle tutuklananların savuncusu olalım" diye. Orada da bu ayrımın kriteri de konuldu ve gazetecilik dışında bir eylemden dolayı hapiste bulunanları sahip çıkmama kararı alındı. Fakat bunun ne kadar uygulandığından emin değilim. O yüzden orada ciddi bir araştırmaya gerek var. Evet çok ciddi sayıda gazeteci sadece gazetecilik nedeniyle hapsedildi, bugün de pek çoğu öyledir. Ve bu yüzden de en ağır en kötü dönemi yaşamaktayız. Ama her iki tarafından da ortaya koyduğu rakamlar konusunda tereddütlü yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu sorun ancak platformun bahsettiğim kararının uygulanması ile çözülecektir. Adalet Bakanlığı, açıklamasında "CPJ'nin mektubunda gazetcilerin isimleri verilmediği" için yanıt verilmediği söyleniyor, Komite kamuoyunda bilinen isimler için değerlendirme istiyor. Adalet Bakanlığı'nın burada "Biz isimleri bilmiyorduk" demesi, samimiyetsizliğin somut ifadesidir. İkincisi Bakanlık açıklamasında, gazetecilerin mahkumiyetlerinin Yargıtayca onandığı söyleniyor. Oysa AB İlerleme raporunda Türk yargısının bütün kademeleri ile ilgili sağlıksız işlediğine ilişkin açık görüş var. O yüzden Yargıtayca onanmasının kimse için inandırıcı yönü yok.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner30