Türkiye’de TBMM’nin 2010 raporunda 3 milyon kadar yani ülkemizin %4'ü gibi ufak bir diliminde yer alan Şii nüfus bulunuyor. Bu Şii nüfusun çoğu Şiiliğin Caferi kolunu(Şiiliğin 3 kolu vardır; bunlar Caferiler, İsmaililer ve Zeydilerden oluşur.) takip ediyor ve çoğunlukla Kars, Ardahan, Iğdır, Erzurum, Ankara, İzmir ve İstanbul’da yaşıyorlar. Büyük şehirlerdeki birkaç Fars ve Kürt göçmen dışında ezici çoğunluğu Azerbaycan türkü.
Genelde mezhepsel sıkıntılara bağlı gelişen toplumsal entegrasyon sorunundan olsa gerek, Caferi toplumu siyasi yaşamda milliyetçi partilere daha yakınlar. Çünkü milliyetçiler onların mezhebine değil konuştukları dile bakıyor ve Caferiler genelde Azerbaycan türkü oldukları için en azından türklük/turan/oğuz bağı üzerinden topluma entegre olabiliyor ve böylece temsil edilebilecek bir nokta elde ediyorlar. Kendi sorunlarını mecliste dile getirmek için ayrı bir parti kursalar zaten nüfuslarının az olması sebebiyle barajı geçemez dışarıda kalırlardı. Bu yüzden ideolojik görünümlerinin kaynağında tam olarak neyin yattığını anlamak zor. Belki gerçekten milliyetçiler belki de kendilerini gösterebildikleri tek yer burası olduğu için bu yolda ilerlemeye çalışıyorlar, bunu bilemiyoruz.
Kendi yaşadıkları bölgeler olan kuzeydoğu Anadolu bölgesi Türkiye’nin en sıkıntılı bölgelerinden. Sert iklimi, yoksulluğu, değişen demografisi, işsizliği, göç vermesi, ıssızlığı, dağlık yapısı ve yaşlanan nüfusu gibi problemleriyle kendilerini terk edilmiş hissediyor olmaları normal. Bu sorunlar sebebiyle yaptıkları taleplerine, sorunların hala devam etmesinden dolayı olsa gerek cevap verilmediğini hissediyorlar yani dikkate alınmadıklarını hissediyorlar. Zaten bu yüzden bu bölgelerin insanı memleketinden ziyade Ankara ve İstanbul’da yaşıyor. Ayrıca Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine çeşitli sebepler yüzünden farklı zamanlarda yoğun biçimde göç etmişler.
Örneğin bölgedeki vatandaşlarımızın en büyük talepleri Avrupa'da sık rastlanan kış maaşı uygulaması. Çünkü kışın bölge gerçekten iş hayatını sekteye uğratacak şekilde zor olduğundan büyük zararlara yol açıyor. Avrupa'nın bazı ülkelerinde bu yüzden kışları, sert bölgelerin insanlarına mağdur olmasınlar ve iklim yüzünden iflas edip aç kalmasınlar diye kış maaşı veriliyor. Bir nevi işsizlik maaşı. Eğer bu talep yerine getirilse, kesinlikle bölgedeki nüfus azalışı daha yavaş olacaktır.
23 ocak 2017 tarihinde Ehli Beyt Alimleri Derneği bir açıklama yaparak Caferilerin TV kanalları olan On4 Tv ve Kanal 12’nin kapatılmasıyla ilgili olarak endişe içinde olduklarını ve 15 temmuz FETÖ darbesiyle bu kanalların alakası olmadığını söylemeye çalıştılar ama kamuoyu bu kanalların kapandığından bihaber olduğu gibi bu açıklamayı da kimse duymadı. Böylece bu vatandaşlarımızda iletişim alanında bu tür bir mağduriyet yaşadılar. Aslında gerçekten bu kanalların hiçbir siyasi yönü olmadığı gibi sadece itikadi konular işleniyordu.
Türkiye’de son zamanlarda Suriye, Irak ve Yemen’deki mezhep bazlı iç savaşlarla bağlantılı olarak belirgin bir şekilde artan mezhepçilik tehlikesi mevcut. Bu durum haliyle ülkemiz içindeki farklı azınlık toplumlarını rahatsız ediyor. Bu konuda Alevi yurttaşlarımız daha çok konuşuluyor, çünkü onların kayda değer bir nüfusu var ama aynı hassasiyetin Caferiler için gösterilmediği görülüyor. Oransal olarak nüfuslarının fazla olmamasından olsa gerek, onların tedirginlikleri “nasıl olsa bir şey yapamazlar” veya "fazla bir oy getirileri yok"düşüncesiyle önemsenmiyor olduğundan medyamızda devamlı bir Şii karşıtlığı pompalanıyor.
Şahsen ben “Acaba Alevi toplumunun nüfusu da Şiiler gibi az olsaydı onlarda mı aynı muameleye yani karşıt propagandaya maruz kalırdı?” diye düşünmeden edemiyorum. Aslında Azerbaycan ve İran’dan göç alan bir ülke olduğumuzu hesaba katarsak ülkemizde Caferi nüfusunun yükseliyor olabileceğini hesaba katmakta yarar var.
Al-Monitor Türkiye'de Caferi hakları hakkında yaptığı bir araştırma için uzman görüşü almaya çalışırken uzmanların hiçbiri isminin yayınlanmasını istemiyor. Sebebini sorduklarında ise birisi cevap olarak “Türkiye'de böyle bir yazı yazdığında İran ajanı olmakla suçlanırsın” demiş. Başka biriyse “Türkiye'de Sünni'likten Şii'liğe geçiş yapan insanlarımız var ve bunlar 'sapık ve anormal' muamelesi görüyor” diyor. Bir başkası ise Türkiye’deki durumla ilgili “Kendi camimizde bile dilediğimiz gibi hareket edemiyoruz, sürekli gözetim altında tutulduğumuzu hissediyoruz ve olabilecek saldırılardan çekiniyoruz” şeklinde açıklamada bulunuyor.
Şahsen bende Sünni cemaatlerin Şiiler temalı sohbetlerinde sık sık "Sünnilikten Rafiziliğe geçenler sapıklardır" ifadesini duyuyorum. Rafizi tabiri sapkın anlamına gelir ve genelde Sünnilerin sünni olmayanları aşağılamak için kullandığı bir tasvirdir. Sapıklık iddaası ortaya atılırken özellikle Caferilerin eleman kazanmak için Muta nikahı vaatleriyle sapıkları etraflarına topladıkları dillendirilir.
Camilerine yönelik olası saldırılardan korkmaları da normal çünkü 2017'de Ankara’da IŞİD’e yönelik düzenlenen ev baskınlarında bir Şii camisine saldırı planı ortaya çıkmıştı. Ayrıca bazı gözaltına alınan IŞİD mensubu Suriyeli mültecilerin WhatsApp mesajlarından İstanbul’daki Şii camilerin araştırılması ve buna yönelik eylem yapılmasıyla ilgili görüşmeler ortaya çıkmıştı. Demek ki Türkiye’de 300’den fazla bulunan Şii camisi için böyle bir tehlike mevcut ama o dönemler bu camilerde hiçbir güvenlik önlemi olmuyordu.
İran'da okumuş ama Şii olmayan bir gazetecinin al-Monitor'a verdiği demeçte; Türkiye vatandaşı olan her Şiinin potansiyel bir İran ajanı olarak görüldüğünü söylüyor. Onların siyasi ve ekonomik alanda dışlanmış olmasını ve kamuda yer bulamamalarını da buna bağlıyor.
Pew Araştırma Merkezi'nin yaptığı bir araştırma, Türkiye'deki İran karşıtlığının ABD karşıtlığından daha yaygın olduğunu göstermişti. Çünkü hem seküler hemde dindar insanlar İran karşıtlığında birleşiyorlar, bu da Türkiye'deki Şiilerin Türkiye'ye sadakati konusunda soru işaretleri doğuruyormuş. Dindarlar mezhepsel Seküler kesimse laiklik endişeleri üzerinden İran karşıtlığında birleşiyorlar. Halbuki nasıl Sünnininde dindarı seküleri var Şiinin de dindarı seküleri var.
Özellikle Suriye iç savaşının başlamasıyla, sadece Alevi veya Şii karşıtlığı yapan ve onları hedef gösteren bir yığın site ortaya çıktı. Devletin televizyonundan bile “Bir insanın Şii olması Hristiyan olmasından daha kötü” şeklinde açıklama yapılabilmişti. Üstelik bu açıklamayı yapan Türkiye'nin saygın üniversitelerinden biri olan Kadir Has Üniversitesinin rektörüydü. Dediğine göre Şiiler münafıkmış ve münafıklık kafirlikten daha kötü bir durummuş.
ABD'nin İran ile yaşadığı problemlere bağlı olarak olası bir savaşla ilgili internette çıkan bir haberin altına “Allah kafirlerle münafıkları birbirine düşürecek” gibi bir yorum okumuştum. Yine Azerbaycanlıların Türkiye'ye göçüyle ilgili bir mevzu için "Azerilerin Şii olması Türkiye'nin muhafazakar yapısına uygun değil" yorumunu da gördüm. Bu nefret birikimi Türkiye’nin İran ile akılda kalır bir didişmesi olmamasına rağmen oluştu. Yani tamamen başka ülkelerdeki problemler üzerinden.
Ben bir Şii değilim, hatta İran'daki rejimden zerre haz etmediğim gibi kendi seküler halkı tarafından devrilmesini bile isterim ama Şii karşıtlığının hem Türkiye hemde Türk dünyası için büyük bir facia olacağı kanaatindeyim. Zamanında iki Türk hanedanlığının yani Osmanlı ve Safevi hanedanlıklarının birbiriyle savaşları her ikisini de 16., 17. ve 18. yüzyıllarda büyük sefaletlere ve bunalımlara sürüklemişti ve işin dahada kötüsü o zaman yaşananlar, bugün bizlere büyük bir meziyetmiş gibi anlatılıyor. Halbuki bu anlatım tarzı Safevileri bağrına basmış Azerbaycanı da üzüyor.
Türkiye’de pek bunu hissetmesek bile dünyada her 5 Türk’ten biri itikadi olarak Şii mezhepten(Azerbaycan Türkleri, Kaşgay Türkleri ve Irak Türkmenleri). Bunun dışında Anadolu ve balkan alevileri, bektaşiler ve diğer ufak mezhepleri de hesaba katarsak pek baskın bir sünni yoğunluğu yok aslında.
Türkiye’de pek oranları olmasa bile bu karşıtlık insanları bizden soğutur. Hatta ülkemizdeki Azerbaycanlıların Şii olduğunu düşünürsek onlara karşı yapılacak olası eylemler, Azerbaycan’la bile aramızı bozabilecek nitelikte. Azerbaycan vatandaşlarında "Anadolu Türkleri mezhep yüzünden bizi sattı" düşüncesi oluşmasını istemeyiz herhalde. Böyle tehlikeli bir düşünceyi, dinleri ve onun kaçınılmaz şekilde ortaya çıkardığı mezhepleri bir kenara atmadan nasıl engelleyebiliriz ki? Bu sorun belki şimdi pek gündemde olmadığı için önemsiz gelebilir ama gelecek için büyük bir risk potansiyelinde.
Arap dünyasında Şiilerin oranı belli bölgeler dışında(Lübnan, Yemen, Irak, Basra körfezi) genele baktığımız zaman 300 milyonluk nüfusun içinde 30 milyonla pek bir yer kaplamıyor ama bizde durum böyle değil. Araplarda %10, bizde ise %20. Bundan dolayı eğer biz bu tür söylem ve faaliyetleri devam ettirdiğimiz takdirde Arap dünyasından bile daha feci şekilde bölünebiliriz. Bu yüzden ben Şii karşıtlığının körüklenmesini veya körükletilmesini Türk dünyasının bütünlüğüne bir tehdit olarak görüyorum.