Ajandahaber
2023-02-01 17:52:38

Avrupa’nın ‘En Sevilmeyen Halkı’ Çingeneler

Muhammed Ali Çalışkan

malic33@outlook.com 01 Şubat 2023, 17:52

2017'de Katalonya’da gerçekleşen bağımsızlık referandumunun ardından Macaristan’ın en büyük azınlığı olan Çingenelerin en önde gelen partisi Macaristan Romanları Demokrat Partisi (Opra Roma) ülkenin doğusunda bulunan ve Romanların ağırlıklı olarak yaşadığı 4 ilde özerk bir Çingene bölgesi oluşturulması için referandum başvurusu yapmıştı.

Opra Roma lideri Istvan Kamaras, kendisine yönelik bölücülük suçlamalarına karşın şöyle demiştir, “Çingeneler uzun vadede neden Macaristan’dan kopmak istesinler ki? 50-60 yıl sonra nasıl olsa Macaristan nüfusunun % 70’i Çingene kökenli olacak” diyor. Biraz abartı içerse de dediklerinde haklılık payı da var, çünkü; bütün doğu Avrupa halklarının şikayet ettiği gibi Çingeneler, yerel halklara kıyasla çok daha doğurganlar. Özellikle doğu Avrupa gibi milliyetçiliğin tavan yaptığı ve düşük doğurganlık yüzünden varlık-yokluk endişesi içinde olan milletlerin Çingeneleri büyük bir tehdit olarak görmesi çok doğal.

Uzun vadede sadece Macaristan’ın değil Romanya ve Bulgaristan’ında demografik yapısının bugüne kıyasla tanınamaz hale geleceği sürekli dillendiriliyor. Hali hazırda bu ülkelerde ciddi Çingene nüfusu var. Tabi ki Avrupa Birliğine katılımla beraber serbest dolaşım fırsatı Çingenelerin daha fazla dağılmasına sebep oldu. Fakat ciddi azınlık tehdidi endişesi barındıran ulus devletlerin hemen hemen hepsinin istatistiksel verilerde, azınlıkları daha kolay dizginlemek amacıyla nüfus oranlarını az gösterdiğini düşünürsek, buda Çingene oranlarının daha yüksek olduğu yönündeki başka bir umut oluyor.

Çingeneler İspanya’dan Ukrayna’ya, Çekya’dan Fransa’ya, Bulgaristan’dan Almanya’ya hiçbir yerde sevilmiyor ve hep ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Hatta Türkiye'de de durum farklı değil ve Çingene kelimesi bir argo tabir olarak zihinlere yerleşmiş bile.

Türkiye’de yarım milyon civarı Çingene nüfus olduğu iddia ediliyor. Tabi 90 milyonun içinde bu pek bir şey ifade etmiyor ama sosyal yaşantıdan oldukça kopuk oldukları bir gerçek. Çünkü akla gelebilecek her türlü suç unsurunun aktif katılımcısı olarak görülüyorlar ve bu yüzden pek güvenilmiyorlar. Güvenilmedikleri için daha da fazla toplumdan soyutlanıyorlar. Benim yaşadığım bölgede bile pek çok Çingene dışlanmaktan korktuğu için etnik kimliğini gizleme ihtiyacı güdüyor. Tabi ne kadar saklasa da yaşam alanı, dış görünüşü yine kendini belli ediyor.

Bizde gene oransal olarak az oldukları için toplumsal bir gerilim atmosferine sebep olmuyorlar ama Avrupa’nın kimi ülkelerinde oransal olarak çok yüksek oldukları için anti-çingene fikirleri almış başını gidiyor. Avrupa’da da Çingeneler dilencilik, hırsızlık, kaçakçılık, fuhuş, uyuşturucu gibi her türlü suçlamaya maruz kalıyorlar ve güven vermedikleri için kamuda da özel sektörde de iş bulamıyorlar.

Yaşadıkları bütün Avrasya coğrafyalarında hep en alt statüde, en yüksek işsizlikte, en yüksek yoksullukta, en yüksek açlık sınırında, en yüksek eşitsizlikte, en yüksek evsizlik oranında olup, en fazla aşağılanıp, en az hak tanınan kesim Çingeneler oluyor.

Naziler işgal ettikleri bütün topraklarda sadece Yahudileri değil Çingeneleri de topluyorlardı. Yahudilerin bir devleti olduğu için Yahudi soykırımı çok konuşuluyor ama Çingenelerinki son derece örgütsüz yaşadıkları için çok az dile getiriliyor. Halbuki bu iki halk 1936’da Naziler tarafından birlikte Avrupa’nın parazitleri ilan edilmişlerdi. Nazi Almanya’sında Çingeneler “iflah olmaz suçlular” olarak nitelendirilirlerdi. Hatta Nazilerin ve kuklalarının Yugoslavya’daki soykırımlarının en açık ve birincil öncelikli hedefi onlardı. Başta Çekoslovakya, Macaristan, yugoslavya, Romanya, Bulgaristan, Polonya olmak üzere bütün Avrupa’da bir milyona yakın Çingene katledildi. Bu o dönem ki nüfusları açısından muazzam bir rakamdır(3 veya 5’te biri). Onlar için İkinci Dünya Savaşı, zaten acı dolu olan tarihleri için zirve noktasıdır.

Peki Naziler gidince refaha mı ereceklerdi? Tabi ki hayır. Sadece daha az zulüm göreceklerdi. Mesela Çekoslovakya’da(1948-1992) Çingene nüfusunun artışını önlemek için Çingene kadınların zorla kısırlaştırıldığı artık bir gerçek. Şuan sadece bunu devletin resmi bir politika olarak mı yürüttüğü yoksa bazı milliyetçi doktorların mı buna sebep olduğu tartışılıyor. Bu operasyonların emir kaynağı kesin değilse bile motivasyon kaynağı kesin, o da şu ki; bu operasyonlar bir önyargı ve korku sonucu yapıldı, o önyargı doğurganlık o korkuda bir halkın büyümesiydi.

Sadece Çekoslovakya değil elbet, özellikle balkanlarda ve falanjist İspanya’da çingeneler ezilmeye devam ettiler. Hepsinde onların isimlerinden başlayarak asimile edilmeye çalışıldığı görüldü ve dağınık bir şekilde üstelik örgütsüz olmalarından ötürü kendilerine yönelik baskı ve tehditlere cevap bile veremediler. Mesela Bulgaristan’da tek bir seferde tek bir yasayla hepsinin isimleri değiştirildi ama çıkıp bir şey diyemediler. Zaten ufak bir şey bile deseler hemen ya idama yada infaza götürülüyorlardı.

Soğuk savaşta bitti ama çile yine bitmedi, sadece biraz daha azaldı (O da birçok doğu Avrupa ülkesinin AB’ye girmesinden ötürü). Örneğin bugün Macaristan’da dazlak çeteler sık sık Çingene mahallelerinin içinden geçiyor ve tehditkar haykırışlarda bulunuyorlar hatta bazen sonu cinayet veya yağma ile sonuçlanan kavgalar yaratıyorlar, Romanya’da hepsi birer potansiyel torbacı olarak görüldüğü için sıkı polis baskısındalar, Bulgaristan’da hepimiz Bulgarların en çok Türklerle gerilim içinde olduğunu düşünürüz ama Bulgar çeteler en çok çingeneleri korkutup kaçırmakla meşgul. Yani Çingeneler her yerde diken üstünde ve korku içindeler. AB’nin Faşist egemenlere yönelik tehdit ve tavsiyeleri bile onların sosyal konumlarını bir türlü düzeltemedi.

Çingenelerin her yerde hep en büyük nefret kaynağı olmasının sebebi hep aynı; onların farklı olması. Malum faşistler farklılıkları sevmezler. Çingenelerse kültürel çeşitliliği seven insanların aradığı bütün farklılıklara sahipler. Yaşam enerjileri, bakış açıları, zevkleri, alışkanlıkları her şeyleri.

Onların farklılaşmadıkları tek bir nokta var, o da din. Çingenelerin günümüzde inançları bulundukları coğrafya ile alakalı. Hindistan’dakiler Hindu, Azerbaycan’dakiler Caferi, Yemen’dekiler Zeydi, Türkiye’dekiler Sünni, Ukrayna’dakiler Ortodoks, Polonya’dakiler Katolik, Almanya’dakiler Protestan’dır mesela. Sebepse hep aynı, her yerde üzerlerindeki baskıyı azaltabilmek için en kuvvetli damardan kendilerini kabul ettirme telaşındalar. Yani muhatapları her kimse onlara “beni dışlama, her şeyimiz farklı olabilir ama inancımız aynı” demek istiyorlar. Yoksa hiçbir inancın pratikte onların yaşamlarında yeri yok. Sadece güvenlik sigortası niyetine bir kimlik. Zaten hiçbiri onların yaşam enerjilerine ve alışkanlıklarına uygun değil.

Umarım Çingenelerin uzun vadede nüfusları oransal olarak en yoğun oldukları Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’da yeterince artar ve iktidarda yerlerini alırlar. Böylece artık azınlık olmadıkları için baskı ve tehdide maruz kalmazlar. Hatta olası bir iktidar olmanın verdiği güçle eski faşistlere bir ders verseler işte o zaman tadından yenmez. Diğer Çingenelerinde güvenecekleri bir güç oluşuverir ayrıca.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.