Ajandahaber
2017-06-30 17:59:21

Üç noktanın anlamsızlığı

Davut Topçu

davuttopcu33@hotmail.com 30 Haziran 2017, 17:59

                                 Üç noktanın anlamsızlığı

                                Hayatımız yaşanmışlıklar ve yaşamak istediklerimiz arasında hep bir seçim hareketliliği içinde geçmektedir. Tabi ki bir de arka planda yaşamak istemediklerimiz vardır. Bazen de “ne var ki” dediğimiz anormal çıkışları da unutmamak gerekir. İşte bizim hikâyemiz bu anormal çıkışlar ve yaşamak istemediklerimizden oluşan bir çığın üstümüze gelmesiyle başlıyor. Aslında her insan kendi bulunduğu dünyasını irdelemekle meşgul olmalıdır. Meydana gelen her olayın insana mutlaka olumlu ve olumsuz etkisi vardır. Kararlarımızı etkileyen unsur da bu etkinin derecesine göre oluşmaktadır. Bir zamanlar yanımızda olan dostlarımızın, arkadaşlarımızın, akrabalarımızın, içlerinde besledikleri; haykırışlara müptela vatan sevgisini, anlayamadığımız kadar çok büyük bir vefa uğruna feda etmeleri sadece üç noktalı cümlelerin anlattığına sığdırılmamalıdır. İlk defa çok yeni bir yıl dönümünün arifesindeyiz. En iyi hatiplerin bile anlatamadığı kelebeğin ateşe olan aşkı mıdır bu? yoksa yeni türemiş sevdanın yaşama biçimi midir? İyi de zaten aşkını yaşayan yaşamıştır. Mesele geride kalanların bu ütopyaya nasıl bir dalışla dalıp incileri değerinde satın alması mıdır? Yorumcuların sarf ettiği saatler dolusu zamanın eritildiği cümlelerin, onların yaşamlarına eşitliği tartışılmalı mıdır gerçekten? Mevzuya girmek lavların arasında kalmaya benzer, anlamak ise o lavları yutmaya benzer. O ateş nerelere düşmüştür ki nice kahramanlar şiirlerin edebiyatını yavrucakların yüreklerinde yazmıştır. Her ne kadar yazılarımda anlatmaya çalışmışsam da bir zerre kadar yol alabilmiş değilim. Ben bu edebi satırlara sığdıramadığım gibi hiçbir zaman üç nokta da koymayacağım. Çünkü bu üç noktanın anlattığından çok öte bir şeydir benim için.

                                 Biraz da somut örneklerle kendime dersler vermek istiyorum. Belki umarsız gönlüm bazı şeyleri idrak eder. Bir gün üç arkadaş varmış ve kendi aralarında üstünlük taslama yarışına başlamışlar. O kadar ileri gitmişler ki üstünlük taslamayı “en kötümüz kim” sorusunda aramaya başlamışlar. İçlerinden biri öyle demiş; şu gelen kimsesiz çocuğu görüyor musunuz? Şimdi ben ona öyle bir kötülük yapacağım ki, o zaman en kötü kimmiş anlayacaksınız. Başlamış kötülük abidesi şarlatan ispata. O sahipsiz Çocuğa öyle hakaretler yapmış ki, öyle ağır sözler söylemiş ki, yanındakiler kendi aralarında olayın sadece eleştirisini yapmaya başlamış. Hakikaten sen kötü birisin deyivermişler sonunda. Sıra ikincisine gelince bu sefer o başlamış iddialara. Şimdi ben o kimsesiz çocuğa öyle şeyler yapacağım ki sizler o zaman anlayacaksınız en kötünün kim olduğunu. Başlamış işe koyulmaya. O kimsesiz çocuğu haddinden fazla hatta kelimelerin anlatamayacağı şekilde eziyetler yapmış, dövmüş hırpalamış ve aylarının altına alarak üzerinde tepinmiş. Sonunda başını kaldırıp; bak gördünüz mü? Ben size demedim mi içinizde en kötü olan benim. Şu sahipsiz ve kimsesiz çocuğa neler yaptım. Diğer ikisi de aynı şekilde olayı sadece eleştirmekle yetinmişler. Fakat içlerinde üçüncüsü olan başını kaldırmış ve söyle demiş; sizin yaptığınız da nedir ki? Siz benim kadar kötü olamazsınız. Hatta sizin yaptığınız benimkinin yanında hiç kalır. Diğerlerin şaşkın bakışları ve olayı seyredişlerine aldırış etmeden söyleyivermiş cümlelisini; o sizin kötülük yarışı için harcayıp durduğunuz o yetim ve kimsesiz çocuk benim öz ve öz kardeşimdir. İşte böyledir dünyanın durumu.

                                  Bir başka hikâye de asıl meselemizin üç nokta yerine kullanacağımız dil bilgisini anlatmaya yeterli gelir umarım. Bir gün Nasreddin hocaya bir adam gelir. Şikâyetini anlatmak için izin ister. Hoca buyur eder. Adam anlatmaya başlar. Hocam bizim evimiz çok dar, hanım sürekli şikâyet ediyor. Ben ne yapacağımı bilmiyorum, bana bir yol gösterir misin? Hoca sorar adama; senin ne tür hayvanların var? Adam; ineklerim var, öküzlerim var, koyunlarım var, eşşeklerim var, keçilerim var, tavuklarım var diye sayar. Hoca ilk gün inekleri evin içine al der. Adam öyle yapar ve hoca sorar nasıl durum? Adam; hocam biraz daha sıkıştık. Hoca sabret der ve öküzleri içeri almasını söyler. Adam söyleneni yapar ve hoca bir daha sorar nasıl durum? Adam; hocam daha çok sıkıştık der. Bu şekilde bütün hayvanların evin içine alınmasına kadar devan eder. En son hoca tekrar sorar nasıl durum? Adam; hocam çok fena sıkıştık artık nefes alacak yerimiz kalmadı der. Hoca birkaç gün sonra adama bu gün inekleri dışları çıkar der. Adam söyleneni yapar ve hoca sorar nasıl durum? Adam; hocam biraz rahatladık şimdilik nefes alabiliyoruz der. Ertesi gün hoca öküzleri dışarı çıkar der. Adam söyleneni yapar ve hoca sorar nasıl durum? Adam hocam biraz daha rahatladık artık hareket edebiliyoruz der. Böylelikle olay devam eder ve bütün hayvanlar evin dışına çıkartılır. Hoca en sonunda adama nasıl durum diye sorar. Adam; hocam Allah senden razı olsun! Şimdi çok rahatız sen olmasaydın halimiz nice olurdu. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!

Ey! Uzun adam! Biz senden bu adamın tatminligini istemek için bu davaya sevdalanmadık. Eğer gerekeni yapmazsan sana hakkımız helal değildir bilesin!

Davut TOPCU / MERSİN
davuttopcu33@hotmail.com

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.