Mersin’ in sahipsizliğinden söz ediyorum.
Mustafa Kemal’e atfedilen “Mersin’ liler, Mersin’ e sahip çıkınız” sözünün söylendiği koşullara bakıyorum da, bu sahiplenme konusunda her gün daha da geriye giden kent gerçeği karşısında nutkum tutuluyor.
Evet deniz kenarındaki şehirlerin kaderidir.
Çok göç alırlar, çok renkli, çok dilli, çok seslidirler.
Bu kötü de bir şey değildir aslında.
Ulus devlet anlayışının zirve yaptığı 2. Dünya savaşı öncesinde neredeyse ayıplanan kozmopolitlik olgusu ile ilgili algı değişeli çok zaman oldu.
Tam aksine yeni dönem mozaik özelliği taşıyan kentlere inanılmaz fırsatlar sunuyor.
Bu New York gibi bir metropol için de geçerli, Mardin gibi küçücük bir şehir için de…
Ama verdiğim örnekler başta olmak üzere, çeşitliliğin zenginliğe katkı yaptığı tüm şehirlerin ortak özelliği var: “Yaşadığı yere sahip olma bilinci”
Mersin’ de ise bu yok…
Eskiden beri bu ciddi bir sorundu ama son yıllarda gittikçe ağırlaştı ve pranga gibi ayağına gem vuruyor Mersin’ in…
Elbette sorunu ağırlaştıran özel bir takım nedenler var.
Kentin lokomotifliğini üstlenecek bir liderin olmayışı çok ciddi bir sorun örneğin.
Liderliği sadece bireysel anlamda da kullanmıyorum.
Kurumsal liderlik konusunda da çok ciddi açmazlarımız var ve bu açmazdan yararlanarak bulanık suda avlanmaya çalışan, olmayan tabanına rağmen, gücüyle orantısız biçimde sesini duyuran, üç beş kişiye ikbal kapısı olmaktan başka işlevi olmayan o kadar çok kof örgütle karşılaşıyoruz ki, inanılır gibi değil.
Ele alınması, ciddi anlamda irdelenmesi gereken bir sorun bu, ama derdim bunun da ötesine geçerek, artık gerçekten can acıtmaya başlayan ve nedense kimselerin sesini çıkarmadığı, tepki koymadığı sahipsizliğin ulaştığı inanılmaz zirve…
2013 Akdeniz Oyunlarının Mersin’e kazandırılmasının ardından yaşanan gelişmelere kısaca değinmek ve gözden kaçırılan kimi gelişmelere ışık tutmakta yarar olduğuna inanıyorum.
Bakarsınız kent dinamiklerinin en azından bir kısmı uyanır da, sesini yükselterek bu sahipsizlikten yararlanmak isteyenlerin fütursuz gidişini frenler.
Akdeniz oyunlarını Yunanistan’ a kaptıran Mersin, “eşeğini kaybeden garibin bulduğunda sevinmesi” misali, küresel krizin de yardımıyla kaçırdığı altın fırsatı yakaladı.
Makyaj türünden de olsa, eli yüzü baştan aşağı elden geçirilecek…
Çağdaş stadyum, yeni kapalı spor salonu ve hepsinden önemlisi 4 bin kişinin etkinliklerden sonra da konaklama fırsatını bulacağı olimpik köy gibi tesisler Mersin’ e her anlamda büyük katkı sunacak.
Bütün bunlar işin olumlu yanları…
Ama bu parlak tablonun arkasında öylesine gelişmeler yaşanıyor ki, inanılır gibi değil.
Örneğin Akdeniz Oyunları hakkındaki tüm gelişmeleri yakından bilen, tesislerin yapılacağı yerlerden tutun da, oyunlarla ilgili tüm detaylara en ince noktasına kadar vakıf olan İl Spor Müdürü görevden alınıyor.
Gerekçe ise Spordan Sorumlu yeni Bakanımız 81 ilin tüm GSM’ lerinin yerini değiştirmek istiyormuş. Böyle bir anlayış AB’ ye girmeye hazırlanan bir ülkeye yakışır mı? Krallıklarla birlikte çok geride kaldı bu tür uygulamalar. Bir insan işini iyi yapıyorsa, onu görevden almanın mantığı var mı? Hele 81 il genellemesini anlamak mümkün mü?
Yakın çevreden edindiğim bilgiler çiçeği burnunda Bakanın “Akdeniz Oyunlarına ev sahipliği yapacak Mersin’ de yabancı dil bilen birini görevlendireceğim” dediği yönünde.
Umarım doğrudur ve gelen gideni aratmaz…
**
Gelin görün ki, gelişmeler hiç te bunu doğrulamıyor, aksine son haber bu alanda zaten yeterince geciken Mersin’ in moralini bozacak cinsten.
Örneğin son olarak Oyunların her şeyinden sorumlu olacak Koordinatörün belirlenmesi…
Duyumlar bu göreve Metin Yılmaz isimli bir zatın getirildiği yönünde…
Peki, kim bu Metin Yılmaz derseniz, yanıtlayayım.
2002 ve 2007 seçimlerinde AK Parti’ den Bolu Milletvekilliği yapmış, son seçimde ise aday gösterilmemiş bir isim.
Spordan anlar mı? Öz geçmişi hayır diyor!
Bu türden uluslar arası etkinliklerle ilgili deneyimi var mı?
Milletvekilliğinden önceki dönemde yaptığı işlerin de bu türden organizasyonlarla uzaktan yakından ilgisi yok.
Ya ne özelliği var? Arkadaş AK Parti’ den Milletvekili olmuş.
Bu bir özellikse, Akdeniz Oyunlarının Mersin’e kazandırılmasında onca emeği olan, tüm spor dalları konusunda bilgili ve aktif spor deneyimine sahip, yabancı dili yanında katılacak tüm ülkelerle ilişkilerde başarısını kanıtlamış Kürşad Tüzmen ikna edilemez miydi?
Hadi bir takım gerekçelerle Tüzmen olmadı diyelim, Mersin gibi bereketli bir vahada bu işi hakkıyla yapacak yüzlerce isim bulunabilirdi.
Metin Yılmaz’ la ilgili Bolu’ daki düşüncelerini, kanaatlerini merak edenler, Bolu Gündem Gazetesinin internet sitesine girip, Milletvekili adayı gösterilmeyişinin ardından yapılan yorumları okuyabilirler.
Üstelik işin o yanı beni hiç ilgilendirmiyor.
Beni ilgilendiren tek husus var: “Mersin’ de bu işi yapacak kenti tanıyan üstelik birikimiyle bu tür organizasyonları dünya çapında gerçekleştirecek onca insan varken, Bakan bey bu cesareti nereden alıyor da, ehliyet yerine siyaseti öne çıkaran tercihe imza atıyor?”
Sorunun tek cevabı var. Yazının en başında dile getirdiğim sahipsizlik…
Yazın bir yere ve yarın söylemedi demeyin.
Duyarsızlık, sahipsizlik böyle giderse, başta inşaatlar olmak üzere tüm işler, Mersin dışında birilerine verilir de kimsenin ruhu duymaz…
En can acıtan soruyu en sona sakladım: Gaziantep, Kayseri, Konya’ da benzeri bir atama yapabilir mi, her hangi bir Bakan?
Yapamaz, yaptırmazlar çünkü.
“Burası Mersin” diyenleri duyar gibiyim…
İyi ya, tam da bu nedenle “böyle gelmiş ama artık böyle gitmesin” diyorum…
Yazan : Abdullah Ayan