Bir insan başarısız veya beceriksiz olabilir ama bu durum bizlere onun hain olduğunu göstermez. Enver paşanın ulaşılması güç ve uzun sürebilecek hayalleri vardır. Ancak bu hayalleri ve hayallerine ulaşma stratejisi tamamen zor ülküsünden kaynaklıdır. O Türk halklarının bir arada tek bir ülkede yaşamasını arzulamıştır. Sıkıntı şuki Türk halkları o kadar dağınıktırki bu dağınıklık zayıflığımızın da kaynağı olmuş ve 8 yıl sürecek bir buhrana neden olmuştur. 8 yıldan kastettiğim 1. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılı ile Rus İç Savaşı‘nın bittiği 1922 yılıdır.
23 ocak 1913 günü gerçekleşen Babı Ali baskını ile beraber artık Enver paşa devletin en güçlü adamıdır. Bu darbe sonrası meclis ve padişah sadece sembolik bir duruma gelmiş ve devlet İttihat ve Terakki cemiyetinin mutlak kontrolüne girmiştir. Bu cemiyet turan ülküsünün Osmanlı'daki vücut bulmuş halidir. Ertesi sene çıkacak olan, aslında daha önceden geleceği belli olan dünya savaşı sonunda başlamıştır. Bu savaş tabiki Rusya’nın da varlığı sebebiyle Kafkasya ve Orta Asya Türklerini de etkileyecektir.
Osmanlının savaşa girmeden önceki manevraları ve savaşa girişi zaten hepimizin malumu.
Enver Paşa savaşa girilmesiyle beraber halifenin cihat çağrısına çok bel bağlamıştır. Cihat ilanı ile beraber itilaf devletlerinin kontrolündeki Müslüman halkların ve tabiki Rusya'daki Türklerin büyük bir isyan dalgası başlatacağı düşüncesini taşıyordu. Ancak cihat ilanı beklendiği etkiyi yaratmaz. Çünkü bu haberin İslam dünyasına ulaşması büyük ölçü de önlendiği gibi zaten pek çok Müslüman gibi Türk gençleri de Rus ordusu içinde silah altına alınmışlardır. Ancak Enver Paşa Kafkasya ve Orta Asya’nın içinde yer aldığı turan ülkesi için kararlıdır. O kadar kararlıdır ki Osmanlı pes ettiğinde bile bu sefer Rusya’ya giderek Türk azınlıkları hareketlendirmek için çaba göstermiştir.
Birinci Dünya Savaşı Osmanlı için büyük bir felaket ve acı bir yenilgi oldu, Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Irak kaybedildi. Milyonlarca insan öldü, hastalandı, yaralandı, savaş kaynaklı kıtlıkta açlıkta öldü, sakatlandı ve engelli kalıp toplum için yük haline geldi. Avrupa’nın hasta adamı savaşta dört yıl bile kalamadan pes etti. Bu sırada başta Sarıkamış ve Galiçya olmak üzere pek çok nedenden ötürü Enver paşanın eleştirildiği oldu.
Fakat Sarıkamış felaketi olduğundan çok daha fazla abartılmıştır. Tarihçi yazar Mehmet Niyazi şehit sayısının 23.000 olduğunu 90.000 rakamının 60.000 kayıp veren Rusların yalanı olduğunu söyler. Kayıplarımızın üçte ikisi Yemen'den getirilen takviye kuvvetler olmak üzere en fazla 32.000 olduğunu söylemek mümkün. Bu felakette çoğu Yemen’den gelmiş olan askerler, Kars gibi bir memlekette kış mevsiminde Sarıkamış’ı almak için gönderilmişlerdir. Geldikleri yerde çöl üniformalarıyla savaşan bu askerler Kafkasya’ya takviye edilirken de bu haldeydiler. Sorunun kaynağında da aslında bu yatıyor. Bu harekatta dağın çevresini dolaşıp Rusları çevreleyerek köşeye sıkıştırmak ve Sarıkamış’ı almak hedeflenmiştir. Hata ise askerlerin durumunun ve iklim şartlarının göz ardı edilmesi olmuştur. Öte yandan Yemen'in sıcaklığında yetişmiş Araplar, kafkasyanın soğuğuna hiç alışık olmadıkları için Türkler gibi dayanamadılar. Bu tarihin her döneminde farklı ulusların başına gelen doğal bir olaydır. Akdeniz kıyısındaki pekçok ülkenin 2. dünya savaşı sırasında Barbarossa harekatına gönderdiği askerlerin soğuktan ölmesi gibi. Türkiye'de Enver paşayı sevmeyenler, Rusların "90 bin öldürdük" propagandasını adeta sahiplenip devam ettirerek siyasi emeller gütmüşlerdir.
Enver Paşanın eleştirildiği bir diğer konu ise en iyi askerlerin Galiçya cephesinde yani Avusturya ile Rusya arasındaki sınır hattında, yani ülke dışında savaştırılması olmuştur. Ancak Enver Paşanın burada hedefi farklıdır. Savaş sonrasında paylaşım zamanı geldiğinde masada daha güçlü olabilmek için Avrupa içindeki cephede de yer alması gerektiğini düşünmüştür.
Birinci Dünya Savaşı yüzünden ülkede salgın hastalıklar daha da yayılmış, genç nüfus sıkıntısı yaşanmış, iş gücü askerde olduğu için ülke içindeki başta tarım ve hayvancılık olmak üzere işler yapılamaz olmuştur ve en önemlisi de kadın, çocuk, yaşlı ve engelliler ihtiyaçları olan genç erkeklerin olmayışı yüzünden kıtlıkta perişan olmuşlardır. Osmanlı Devleti dayanılmaz hale gelen durumu yüzünden pes ettiğinde Almanya ve Avusturya-Macaristan halen mücadeleye devam etmektedirler. Osmanlı savaşta pes etmiştir ancak Enver Paşanın pes etmeye ve uğruna yaşadığı ideallerinden vazgeçmeye niyeti yoktur. Zaten Enver Paşaya kalsa, Osmanlının ateşkes istemesini de kabul etmeyip mücadeleyi sonuna kadar götürecektir. Ancak Osmanlı'nın düşüşüyle beraber İttihat ve Terakki kadroları için Anadolu da kalmak intihar olurdu. Çünkü savaşın getirdiği ortamdan sorumlu tutulabilirlerdi. İngilizler Osmanlı'nın teslim olmasıyla beraber İttihat ve Terakki üyeleri için yakalama kararı çıkarmışlardır. Bu yüzden Enver paşa ve yoldaşları önce Almanya'ya sonra Rusya’ya gittiler. Anadolu’da başaramadıklarını orta Asya'da yapmak yani şanslarını tekrar denemek için yola çıktılar.
Enver Paşa 1911 yılında da İtalyanlara karşı gerilla savaşı yürütmek için Libya’ya gönüllü olarak gitmişti. Şimdi yine aynı yöntemi Ruslara karşı yürütecekti. Enver Paşa henüz Bolşeviklerle mücadeleye başlamamıştı. Almanya'da gizlendiği sıralarda Anadolu’daki milli mücadeleye katılmak istediğini belirtmiş ama bu isteği siyasi bölünme riski yüzünden reddedilmiştir. Daha sonra Bolşeviklerin kendi düşüncelerine destek vermediğini gördüğünde ise Basmacı hareketine katılmıştır. Orta Asya'da 1922 yılında yani Rus iç savaşının son yılında bir çok çarpışmaya girmiştir. Komutasındaki Basmacılar ile beraber Duşanbeyi ele geçirmiş, daha sonra Horasan’a yürümüş ve kızıl ordudan Buhara ve Horasan’ı terk etmesini söylemiştir. Ancak 28 Haziran’da Kafiran savaşının kaybedilmesiyle artık dağlara çekilecek ve gerilla savaşına girecektir. 1922 yılının 4 Ağustosunda, kızıl orduya karşı çarpışırken vurulmuştur. 1911’de Libya’dan başlayıp 1922’de Tacikistan’da biten acı dolu 11 yıllık macerası biterken henüz 40 yaşındadır ve mezarı Tacikistan'dayken ancak 1996'da dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in girişimiyle Türkiye’ye getirilebilmiştir.
Sovyetler Birliği, Türk Kurtuluş Savaşına(1919-1922) önemli ölçüde para ve silah desteği verirken Enver Paşanın buna rağmen onlara karşı savaşması elbette düşündürücü bir durum. Belki de bu yardımlardan haberi yoktu yada Kurtuluş Savaşı bittikten sonra bunun bir öneminin olmayacağını düşünmüştü.
Enver Paşa bizleri bir felakete sürükledi elbette, demokratik dünyanın yaygınlaşmadığı şimdiye kadarki her vakitte bütün dünya liderliğinin fetihten başka bir derdinin olmadığı ortamda hangi lider halkını felakete atmazdı ki zaten. Ama buna hainlik değil hayalcilik demek daha doğru olur.
