Birleşik Azerbaycan İçin Fırsatlar ve Engeller

Hep dillendirilir, İran’ın ne kadar çok dinli çok mezhepli çok dilli çok felsefeli yapıda olduğu ve bu demografik görünümün iktidarda hangi güç olursa olsun o gücün iktidardaki varlığını her zaman için pamuk ipliğine bağlı hale getirdiği.

Tabi ki azınlıkların oranlarını, istikrarsız bir İran isteyen Irkçı, Mezhepçi veya Emperyalist güçler, olduğundan çok daha fazla göstermeye çalışıyor da olabilir.

Elbette 90 milyonluk İran gibi büyük bir coğrafyada herkesin iktidarı pamuk ipliğine bağlıdır ama diğer görüşlere kıyasla bu durumu en az görebileceğimiz kesim şuan iktidarda oturan kesimdir. Çünkü oransal açıdan çeşitliliği en az görülen kutbun çoğunluk tarafında yer alırlar veya buna mecburdurlar.

İşte Birleşik Azerbaycan yolundaki en büyük engelde budur. Şuan iktidarda yer alan kesimin din sayesinde en büyük azınlığı veya azınlıkları uyutması.

Türkçü/Turancı kesimlerin kendileri için en öncelikli adım olarak gördükleri yer Güney Azerbaycan’dır. Çünkü Türkiye ve Özbekistan'dan sonra en çok Türkün yaşadığı 3. ülke İran'dır. Demografinin yanı sıra jeopolitik konumu ve ayrı yaşayanları birleştirme ihtimali sebepleriyle şuan en öncelikli konumda.

Ayrı yaşayanları birleştirmesinden kastım şu ki; Hem Türkiye’ye hem de Hazar gölüne sınırı olan bir Güney Azerbaycan demek Türkiye’nin Azerbaycan’la sınırdaş olması demektir. Böylece Orta Asya’ya da Hazar gölü üzerinden Geliş gidişlerin kolaylaşmasını, kültürel kaynaşmayı ve ticaretin aktifleşmesini sağlar.

İran İslam Cumhuriyeti şimdiye kadar spekülasyonlara mahal vermemek adına hiçbir demografik veri yayınlamadı. O yüzden hiçbir rakam kesin ve güvenilir değil ve Azerbaycan yanlısı kesimlere göre İran’ın yarısı, CIA raporlarına göreyse çeyreği Türki halklardan meydana geliyor. Bu Türklerin çoğu Azeri, bir kısmıysa Kaşgaylar ve Türkmenlerden oluşuyor.

Türkmenler Türkmenistan sınırlarında yaşıyorlar ve Çoğunlukla Sünni oldukları için molla rejiminin sistemine en az entegre olmuş halklarındanlar. Fakat sistem karşıtı faaliyetlerde bulunmuyorlar, belki de nüfusları az olduğu içindir. Türkmenistan yönetim anlayışıysa bu bölgedeki Türkmenlere pek ilgili değil. Belki de İran'a karşı kendini tek başına güçlü hissetmiyordur. Hele de İran'ın Rusya gibi bölgesel müttefiği varken.

Kaşgay Türkleri ise İran’ın güneyinde Zagros dağlarının güneydoğu uçlarında küçük bir alanda yaşıyorlar ve tamamen Şiiler, zaten nüfusları da Türkmenler gibi az.

Güney Azerbaycanlılar ise çok daha karmaşık. Azerilerin Farslardan çok daha dindar olduğu fakat Azerbaycan’ın kuruluşundan bu yana ciddi bir sekülerleşme olduğu düşünülüyor.

Azeriler İran-Irak savaşı(1980-1988) sırasında devrim muhafızlarına aktif katılım göstererek, İran’ın toprak bütünlüğüne ve Humeyni liderliğindeki İslam devrimine bağlılıklarını göstermişlerdi. Daha sonra Azerbaycan’ın kurulması ise bölgede nelere sebep olacağı konusunda soru işaretleri doğuruyordu.

Fakat 1995 yılında Kuzey Azerbaycanlılar ile Güney Azerbaycanlılar arasında çok büyük ve aşılması zor bir farklılık görüldü. O sene Karabağ savaşından(1992-1994) yeni çıkmış toy Azerbaycan, anayasa hazırlıyordu ve anayasaya laiklik ilkesi konulmuştu. Bu durum İran’daki Azeri Şehirlerinde protesto gösterilerinin görülmesine sebep oldu. İşte bu ideolojik farklılık Birleşik Azerbaycan yolundaki en büyük ikinci engeli göstermişti. Tabi bu protestolar halkın genel görüşüne aykırı mı yoksa uygun mu bilemiyoruz ama o zamanın şartlarına bakacak olursak gerçekten bölgede ciddi bir muhafazakarlık sorunu olduğu kesindi.

Fakat 2006 yılında, karikatür kriziyle başlayan ve rejimin karikatüristleri tutuklamasına kadar devam eden milli isyan süreci ve molla rejiminin polislerinin onlarca ölümle noktalanan sert müdahalesi, artık bölgede bir şeylerin değişmeye başladığını gösteriyordu. Artık bölgede başta Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi(GAMUH) ve Güney Azerbaycan Türk Hareketi olmak üzere rejim karşıtı pek çok milliyetçi örgüt güçleniyordu.

İran genelinde dini dayatmaların halk nezdinde soğumalara sebep olduğu artık her yerden duyulur oldu. Bu durum rejim karşıtı örgütlere de sempatiyi ve desteği arttırıyor. Molla rejiminden soğumuş bir Azeri gencinin seküler bir güç tarafından yönetilmek istemesi, elbette olası bir iç savaşta Dinci İran’ı değil seküler Azerbaycan’ı tercih etmesine yol açabilir. Bu yüzden bölge halkının sekülerleşmesi, milliyetçiliğin güçlenmesi için önemli bir etken. Tabi ki böyle bir durumda İran’daki tek cephe Kuzeybatı İran olmayacaktır. Güneydoğu İran’da Sünni Beluciler hali hazırda 3’ünün motivasyonu milliyetçilik 3’ünün motivasyonuda Sünnilik olmak üzere 6 silahlı örgütle İran’a karşı savaşıyorlar. Bunların milliyetçi olanları çoğunlukla Pakistan’da faaliyet gösterse de olası bir istikrarsızlıkta ağırlıklarını İran’a kaydırabilirler ve Pakistan’daki büyük Beluci nüfusu da beraberlerindeki götürmeyi ihmal etmeyeceklerdir. Milliyetçi olan Beluci örgütlerin şuan için ağırlıklarını Pakistan’a vermiş olmalarının sebebi tabi ki Pakistan’ın istikrarsız bir çökmüş devlet olması ve orada çok daha kalabalık olmaları ama olası bir istikrarsızlıkta İran’ın Pakistan’dan daha zayıf hale gelmesi Belucilerinde odak noktasını değiştirecektir elbette. Bu PKK’nın, ağırlığını Türkiye’ye verirken Suriye savaşının başlamasıyla militan odağını Suriye’ye çevirmesi gibi bir şey.

Çoğunluğu Şii olsa da petrol zengini Güneybatı İran’da küçük bir Arap nüfus mevcut ve Arap milliyetçiliği ile bezenmiş Ahvaz Kurtuluş Hareketi(hareketin lideri Ahmed Mewla Ebu Nahz Hollanda’nın Lahey kentinde kasım 2017’de bir suikast sonucu öldürüldü) bölgede İran’a karşı pasif savaş halinde. Olası bir istikrarsızlıkta körfezde İran’ı karıştırmak isteyen ülkelerin beslemesi ile bu küçük ve pasif örgütün aktifleşebilir. Zaten İran-Irak savaşından en çok etkilenen bölge burasıydı. Çünkü Arap milliyetçisi Baas Partisi yönetimindeki Irak’la yakın ilişkileri olduğu gerekçesiyle ve Saddam’ın savaşın başlarında bu bölgeyi kolayca ele geçirmesinden dolayı, İran yönetimi bölge halkına hep şüpheyle yaklaştı. Halende bu durum devam ediyor. Bölge İran petrolünün çoğunun çıktığı bölge ama en fakir ikinci eyalet. Ayrıca en kurak ve havası en kirli eyalet. Bu durum onlarda bölgelerinin bilerek geri bırakıldığı düşüncesini yerleştiriyor ve tıpkı Azerilerin Azerbaycan’la birleşme istekleri gibi onlarında Irak’la birleşme isteğinde olmasına sebep oluyor. Özellikle bu iki bölgenin futbol takımlarının taraftar gruplarının birbirlerine karşı olan destek sloganları, ortak bir hedef gayesinde oldukları için iki halkın İran sınırları içinde oldukça yakınlaştığını gösteriyor.

Veee Türklerden sonra en büyük azınlık olan Kürtler; artık nüfusları çoğu Sünni olmak üzere %10’u geçmiş ve İran’ın en hızlı büyüyen halkı ve bu büyüme tıpkı Türkiye’de olduğu gibi İran’da da önemli bir gündem meselesi. İKDP ve PJAK gibi örgütler hali hazırda İran’la şuan silahlı mücadele içindeler ve istikrarsızlığa en çok susamış örgütler bunlar. Üstelik Suriye örneğinden de görüldüğü gibi Kürtler bir ülkedeki savaşa diğer ülkelerinden de aktif katılım gösteriyorlar. Yani Türkiye ve Irak’tan İran’a militan sevkiyatı gerçekleşiyor. Tabi Fars yerleşim bölgeleri ile aralarında Azeri bölgeleri olması sorun olabilir.

İşte bu patlamaya hazır diğer halklar olası bir krizde en büyük diğer fırsat. Çünkü İran ağırlığını tek bir cepheye veremeyecek ve güçlerini farklı bölgelere dağıtmak zorunda kalacak. Çünkü İran’ın Şeriatı, kavimciliğin önüne geçmekte zorlanıyor. İran, Kavimciliğin pençesinde, hemde kendi dini yorumundan azınlıklarında katılımıyla.

Tabi İran’ın eleman konusunda büyük bir avantajı var. Çevre ülkelerden İran’ın dini liderliğine biat etmiş örgütler, kendi yalnızlıklarından korktukları için liderlerinin düşmemesi adına kafalarını bu yöne çevireceklerdir elbette. Fakat İran’ın takviye kuvvetleri varsa, Azerilerin de Rusya’da, Azerbaycan’da ve Türkiye’de çok daha geniş bir hinterlandı var. İran kendi inancı için ölebilecek insanları Afganistan’dan Pakistan’dan Irak’tan Hindistan’dan toplayabilir ama Türkiye’de Rusya’da Azerbaycan’da kendi milleti için ölecek, İran’ın kendisinden bile daha kalabalık bir nüfus var.

YORUM EKLE